Ya Varsa

01/02/2014

Savunacak başka argüman kalmadığı zaman, dindar çıkmaza girmişken ve korkuyorken geriye savunacak son bir argüman kalmıştır. Aslında argüman demeye bile dilim varmıyor. Akademik literatürde “Paskalın Kuramı” olarak geçen olasılık hesabının dilimize yansıyışı “neme lazım, ben inanayım da...” önermesidir. Dindar savunacak başka bir argüman görmediği zaman kırık bir dala tutunur ve onu var gücüyle savunmaya başlar, “Ya varsa?” der dindar “Varsa bir şey kaybetmem...” Günümüz felsefecilerinden Caner Taslaman bu argümanı hala kulla nıyorken felsefi literatürde ciddiye alan pek felsefeci yok gibidir. Fakat normal hayatta karşımıza çıkan kişilerin çoğu bu argümanı haklı bulmaktadır. Nasreddin Hocavari bir şekilde “ya göl maya tutarsa” yerine “ya tanrı varsa” diyen bir argümandır. Kısaca “Tanrı varsa bu onun sorunudur!” diyerek geçiştirebilirdim fakat bunu yapmayacağım. Gelin bu argümanı hep beraber inceleyelim. Argüman şu şekilde sunulabilir:

  1. Tanrı vardır(a durumu) veya yok-tur(b durumu).
  2. Bir kişi tanrıya inanıyordur(X kişisi) veya inanmıyordur(Y kişisi).
  3. B durumu geçerliyse X kişisi de Y kişisi de bir şey kaybetmeyecektir.
  4. A durumu geçerliyse Y kişisi sonsuza kadar cehennemde yanacakken X kişisi sonsuz cennete gidecektir.
  5. Dolayısıyla Tanrıya inanmak olasılık bakımından daha rasyoneldir.

Daha basit haliyle sunacak olursak:

  • P1-Eğer siz (ateistler) haklıysanız ben ölüp giderim. Bir şey kaybetmem.
  • P2-Ama eğer biz (teistler) haklıysak siz her şeyi kaybedersiniz. 
  • S-Dolayısıyla teist olmak daha akılcıdır.

Bu yazı en basit haliyle, hem p1 öncülünün hem p2 öncülünün hem de sonuç önermesinin haksız olduğunu irdeleyecek aynı zamanda durumu belirli analojiler ile açıklamaya çalışacaktır.

Her ne kadar genellikle dindarlar tarafından Tanrının Varlığına Kanıt olarak sunulmuyor olsa da çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır bu bahis. Çünkü bu, bir tanrının asla kanıtı olamaz. Öncelikle bu önyargıyı kafada kırmak gerekir. Bir şeyin olması durumunun olmaması durumundan daha akılcı olması, o şeyin doğruluğunu göstermez. Örneğin “evrimin olması durumu olmaması durumundan daha akılcıldır, o halde evrim var” diyerek evrimi ka nıtlayamayacağım ortada iken aynı şeyi bu argüman için de söyleyebiliriz. Bu argüman, tanrının varlığının kanıtı olamaz. Göreceğiniz gibi öncüllerin sonuçlarında “Dolayısıyla tanrı vardır.” gibi bir ifade yok; ki olsaydı argüman kendi içinde tutarsız olurdu.

Neyin Tercihi?

Kuramın göze çarpan ilk hatası, inancı bir tercih meselesi olarak görmesidir. İnanç “Evet şimdi inanmalıyım.” “Bugün inancımı terkedi-yorum” denilerek girilebilecek veya terkedilebilecek bir mevzu değildir ki bu yöntemle bir ateist teist yapılsın. Dinden çıktığım zamanları hatırlıyorum da, ne kadar dinde kalmayı istiyordum! Fakat dinde kalmayı ne kadar istesem bile bunu beceremedim, bir nevi benim tercihimde olan bir şey değildi.

Ne demek istediğimi daha iyi açıklayayım. Siz rasyonel düşünen bireyler insanların hayalgücü olan süper kah ramanlara inanmazsınız. Örümcek Adama tüm benliği ile inanan, Sü permen’e bütün kalbi(!) ile iman eden kişilere rastladığım söylenemez. Bir kişinin çıkıp “Ya Süpermen Varsa?” demesi onun varlığına dair delil olarak gösterilemez. Bir kanıt olmamakla beraber, sizin de o süper kahramana inanmanız için herhangi bir sebep oluşmaz. Çünkü bu tür şeylerin mantıksız olduğunu bilirsiniz.

“Şimşekler tanrıların sinirlenmesinin bir sonucu!” “Depremler kızgın boğanın kafasını sallamasıdır!” diyen bir kişiye inanmayı deneyin. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bunu becerebileceğinizi sanmıyorum. Çünkü inanç ve inançsızlık bir tercih meselesinden çok farkındalık meselesidir. Sizler yukarıda sayılan senaryolara inanmıyorsunuz çünkü aklı başında bireylersiniz, ve sizi her ne kadar “Süperkahramanlar cezanı verecek” deseler de bu, yukarıdaki senaryolara inamanızı gerektirmeyecek. Aynı şekilde dinin mantıksızlığının farkına varmış bir bireye her ne kadar “Ya cehennem varsa, bak yanasın ama haaa..” deseniz de o kişiye yine mantıksız gelecektir.

Fakat şunu fark etmem çok zor olmadı. Yukarıdaki Paskalın ve Alinin bahisleri dinsizleri dine çevirmeye

yönelik değil, dindarları dinde tutmaya yönelik bir kuram. Çok sayıda dinde şüpheye düşen arkadaşım oldu fakat neredeyse hepsi “neme lazım” sözünün beyin körelten, düşünceyi engelleyen sığınağı altına girdiler. Bu argüman dinsizleri dine çevirmede oldukça etkisizken, dindarların dinlerini sorgulamamaları için birebir. Zira dikkat edilirse, bu sözü savunan kişiler, sorgulamaya başlayıp yarıda bırakan kişiler oluyor.

Ne Varsa?

Ya varsa kuramını sadece tanrı adına kullanmak da ayrı bir hata değil midir? Her türlü mümkün varlık için aynı soruyu sorabiliriz değil mi? Örneğin,”Ya şu anda evinizde bir ejderha varsa?” demem, sizi evinize gitmemeye alıkoymaz, öyle değil mi? Gerçekten böyle bir durumda kendi evine gitmeyecek kişinin aklından şüphe edebilirim. Ki aynı şeyi paskalın kuramını savunanlar için de söylemekten çekinmem.

Eğer “Ya .... ise” olan her argümanı kabul edecekseniz size istenilen her şeyi yaptırabiliriz. Örneğin benim kölem olmanızı istediğim zaman size “Benim kölem ol yoksa 3 ay sonra ölümcül bir hastalığa yakalanacaksın.” diyebilirim. Bu durumla karşı karşıya kaldığınız zaman şu öncülleri kurar mısınız kurmaz mısınız, lütfen objektif olun:

  1. Ben haklıyım (a durumu) veya haksızım(b durumu).
  2. Ya benim kölem olacaksınız ya da olmayacaksınız.
  3. B durumu geçerliyse ve siz benim kölem olmuşsanız, sadece yaşamınız biraz daha dertli geçmiş olur, ama kölem olmamışsanız sadece biraz daha iyi bir yaşam sürersiniz.
  4. A durumu geçerliyse ve siz kölem olmuşsanız çok daha uzun süre yaşayacaksınız ama kölem olmamışsanız durumunuz oldukça vahim demektir.
  5. Dolayısıyla benim kölem olmak daha rasyoneldir.

Etik olmadığını bildiğimiz bu durum, aynı şeyi tanrı yapınca iyi bir hareket haline geliyor; mantıksız olduğu oldukça açık olan bu argüman söz konusu tanrı olduğunda sayısız taraftar topluyor. İşte asıl mucize bu. Buradan çıkarmamız gereken sonuç bir şeye sırf “Olabilirlik” durumu var diye inanmak akılcı bir çözüm değildir. Dolayısıyla argümanın sonuç öncülü olan “Teist olmak daha akılcıdır.” önermesi hatasını göstermiş oluyor.

Anlamsız Bir Kuram

Herhangi bir şeyin varlığı veya yokluğu, doğruluğu veya yanlışlığı birkaç yöntem ile incelenip anlaşılabilir. Bu araştırma, yukarıda da bahsettiğim gibi beynin kapısını açmakla mümkündür. Bir şeyin varlığını iddia ediyorsak o şeyin doğruluğunu araştırabilir, test edebilir, yanlışlayabiliriz. Bunu yapacağımız en popüler iki yöntem şunlardır:

  1. Bilimsel Yöntem
  2. Felsefi Yöntem

Bilimsel yöntem yanlışlama metodu ile ilerler. Ortaya bir tez atılır, o tezi yanlışlayan bir gözlem gördüğümüzde hipotezimiz terk edilir. Örneğin kitabınızın kaybolduğunu düşünün. Ortaya bir hipotez atın; “Kitap çantamın içindedir” hipotezini ortaya attığınızı varsayalım. Bu hipotezi basit bir şekilde, çantanızı açıp bakarak yanlışlaya bilirsiniz. Çantanızı açarsınız, kitabınızı görmezsiniz ve “Kitap çantanın içindedir” tezi suya düşer. Aynı şeyi din ve tanrı için de yapmamızda bir problem görmüyorum. Ortaya din argümanını atarsınız, bunu yanlışlarsınız ve ortaya atılan din tüm argümanlarıyla çöpe atılır. Böyle bir durumda “Ya dinimin tanrısı varsa” argümanı mantıksızlaşır.

Bir başka yöntem ise, felsefi yöntemdir. Eğer bir görüş kendi içinde tutarlılık taşımıyorsa terkedilmeyi hakedecektir. Örneğin “Benim üç öz kardeşim var ve ben ebeveynlerimin tek çocuğuyum” dediğiniz zaman tutarsız, kendi içinde çelişen bir cümle ortaya koymuş olursunuz. Bu cümleyi analiz ettiğinizde, öz kardeşinizin oluşu ile ebeveyninizin tek çocuğunun olması iki tezdir ve kendi içinde çelişirler, dolayısıyla ikisinin aynı anda doğru olma ihtimali söz konusu olamaz. Aynı şekilde dinin ve tanrının tutarsız bir görüş olduğunu göstermek de bu iki fikri anlamsızlaştırır. Bu iki yöntemi kullanın ve bir şeyin doğru olup olmadığını test edin. Bir ateist, bu yöntemlerden en az birini kullanarak dini görüşlerini terk ettiği takdirde “ya tanrı varsa” görüşünün anlamsızlığını fark eder. “Eğer varsa kötü olurdu ama yok!” diyen çok sayıda kişi görebilirsiniz. Evreni yaratan ve müdahale etmeyen deistik tanrı modelinden ziyade, paskalın kuramı teistik tanrı üzerine kuruludur ve bu tanrının olmadığına emin olan çok sayıda ateist, agnostik, deist bulabilirsiniz. Dolayısıyla, ‘hiçbir şey bilinemez’ diyen septikler dışında, dinin sunduğu tanrı modelini terk eden ve bunun olmadığına kesin gözüyle bakan onlarca kişi için paskalın kuramı açık ara farkla anlamsız bir kuramdır.

Binlerce Din, Binlerce Tanrı...

Ali ibn Ebu Talip, argümanını İslam üzerine kurmuştu, Paskal ise hristi yanlık üzerine. Bir ateist ile dindar arasında geçen tartışmada da eğer karşıdaki hristiyansa “Ya Hristiyanlık doğruysa?” sorusunu sorar, eğer karşıdaki yahudiyse “Ya yahudilik doğruysa?” sorusu ile karşımıza çıkacaktır. Sık sık yaşadığım müs lüman-nonteist tartışmalarında ise müslüman birey “Ya İslam doğruysa?” şeklinde sunar yukarıdaki bahsi. Hepsi, diğer dinlerin varlığını ve doğru olma ihtimalini unuturlar.

Bir müslümana göre bir hindu, bir taoist, yahudi, ristiyan,şamanist,-pastafaryan ve diğer dine mensup insanlar cehennemde yanacaktır. Bir hristiyana ise müslümanın yahu dinin, hindunun, şamanistin, pasta faryanın vs. cehennemde yanacağını düşünür. Bir çok mitte ve dinde geçen cehennem kavramında, dinin tanrısı egoist bir şekilde kendine inanmayanları yakmaktadır. Elbette bu durum, kültürel etkilenmenin bir sonucu. Hristiyanların yahudi lerden, müslümanların da hristi yanlardan almış olduğu bu kutsal ve merhamet dolu inançta neredeyse her zaman o dinde olmayan insanlar sonsuz cehenneme mahkum olmaktalar. İstisnalar çok elbette fakat bir çok kültürde cehennem ortak öge olarak bulunuyor. Kimi kültüre göre yeraltında karanlık bir dünya, kimine göre uzak bir ada, kimi kültüre göre yerin altında hem iyi hem kötü ruhların gölgeler biçiminde sürekli bir susuzluk içinde yaşadığı karanlık bölge...

Asıl konumuza gelecek olursak bir ateisti cehennemle korkutmanın mantıksızlığına vurgu yapmak istiyorum. Evet, eğer siz müslümanlar haklıysanız, ben bir hristiyanla yahudiyle, amon-ra’ya tapanla cehennemde sonsuz azaba mahkum olacağım. Eğer Amon-ra’ya tapan haklıysa bu sefer onlar yanmayacak ve müslümanlar, yahudiler ve diğer dindekiler yanacaklar. Eğer hristiyan haklıysa hristiyan dışındakiler yanılıyor olacak ve hristiyan haricindeki insanlarla azap çekeceğim..

Şimdi söyler misiniz her dinin farklı cennet cehennemi varken kimin cehenneminde kiminle birlikte yanacağımı nereden biliyorsunuz? Bir müslüman cehenneminde pastafaryan ile mi? Bir pastafaryan cehenneminde yahudi ile mi? Bir yahudi cehenneminde Antik mısırlı ile mi ? Söyler misiniz kimin cehenneminde yanacağım ben? Neredeyse her dinde tanrı yakmaya bu kadar hevesli iken bir antik yunanlının yanlış olduğunu bu kuram ile ispatlayamazsınız. Zamanında onlar da sizin kadar dindardı, bu sebeple bize cehennemde yanacaksınız demeden önce hangi dinin cehennemlerinde yanacağınızı bir düşünüp aslında cennetin cehhenemin rasyonel olmadığını anlayın.

Biraz daha açık dille ifade etmek gerekirse, Richard Dawkins’in bir konferansta “Ya Yanılıyorsanız?” sorusuna verdiği cevabı da inceleyebilirsiniz:

Ya yanılıyorsam? Sonuçta herkes yanılabilir. Uçan Spagetti Canavarı hakkında da yanılmış olabiliriz ya da Tek Boynuzlu Görünmez Pembe At ya da Göksel Çaydanlık hakkında da. Hristiyan inancının olduğu bir yerde büyüdünüz. Başka bir dine inanmamanın nasıl bir şey olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Çünkü Müslüman değilsiniz, Hindu değilsiniz. Neden Hindu değilsiniz? Çünkü Amerika’da büyüdünüz, Hindistan’da değil. Hindistan’da büyüseydiniz, Hindu olurdunuz. Vikingler döneminde Danimarka’da büyüseydiniz Odin ve Tor’a inanacaktınız. Antik Yunan’da büyüseydiniz, Zeus’a inanacaktınız. Orta Afrika’da yetişmiş olsaydınız, dağın tepesindeki Ulu Cuvcuv’a inanacaktınız. Yani, Yahudi-Hristiyan tanrısını seçmek için hiçbir özel sebep yok. Sadece şans eseri burada doğup yetiştiniz. Ve bana, “Ya yanılıyorsanız?” diye soruyorsunuz. Peki ya, Ulu Cuvcuv hakkında siz yanılıyorsanız?

Evet, siz müslümanların haklı olma ihtimali düşünülebilir. Fakat aynı derecede diğer dinlerin de doğru olması ihtimalini göz önünde bulundurmalısınız. Madem öbür tarafı riske atmamak istiyorsunuz: kiliseye de gitmelisiniz, yoga da yapmalısınız, evinizin kapısına mezuza da asmalısınız, Mahakavyaları da okumalısınız, tanrıya bakire de kurban etmelisiniz, hindular gibi tanrıları yüzdürmelisiniz, tanrılara yemek sunmalısınız, ölüleri mumyalama lısınız, ateşin etrafında dans da etmelisiniz, kızıl güneş bayramlarını da kutlamalısınız, ateşe aydınlığa ve güneşe bakarak da ibadet etmelisiniz. Ve daha saymadığım onlarca inancın geleneğini sürdürmelisiniz. Sonuçta yukarıdaki bahse göre her dinin doğru olma ihtimali varsa, her dinin ibadetlerini yapmak en akılcı şeydir. Riske atmayın her dine inanın o zaman.

Tanrısal Sıfatlar

Paskalın Bahsi dinlerin tanrısı üzerine kurulu bir argümandır. Çünkü cennet ve cehennemi sunan taraf dinlerdir ve yanılma durumunda cehennem vaad eden de dinlerin tanrısı olmalıdır. Fakat es geçilen bir nokta var; bu tanrının sıfatları...

Dini öğretilerde sık sık tanrının merhametinden ve sonsuz iyi oluşundan bahsedilir. Tanrı mutlak iyidir, adalet sahibidir, merhamet sahibidir, mükemmeldir. Eğer gerçekten iddia edilen tanrı bu ise kişinin inançlı veya inançsız olması bir şey ifade etmemelidir. Eğer gerçekten tanrı yukarıda bahsedilen özelliklere sahipse, size iyiliğinizin karşılığını da verecektir.

  1. Mutlu bir yaşam sürüp insanlara iyilik yapın. Güzel bir hayat yaşayın, tanrıya ve tanrılara inanmayın.
  2. Eğer tanrı varsa ve bahsedildiği gibi adilse sizin yaptıklarınız boşa gitmemiş olacaktır ve bu adil tanrı/tanrılar size cennet sunacaktır.
  3. Eğer tanrı varsa ve adil değilse, bu tür bir tanrı tapılmayı haketmeyen tanrı olacaktır. Üstelik onun, istediği gibi bir insan olmanız durumunda da bu tanrı adil olmadığından sizi cehenneme atabilir. Bu durumda tanrıya inanıp inanmamak sonucu etkilemez.
  4. Eğer tanrı yoksa, sonuçta dünyada iyi bir yaşam sürmüş olursun ve mutlu bir şekilde dünyaya veda etmiş sayılırsın
  5. Dolayısıyla 1. öncüldeki gibi bir kişi olmak en rasyonel çözümdür ve tanrıya inanmak bir şeyi değiştirmeyecektir.

Tüm bu yukarıdaki önermeler biraz da François Mitterrand’ın bu güzel aforizmasını hatırlatıyor insana:

Öldüğümde tanrıyla karşılaşırsam “evet şimdi inandım sana” derim ve O da “hoş geldin” der. Çünkü evreni yaratacak kadar yüceyse sanırım bana da hoşgörü gösterirdi.

Eğer cennet-cehennemem varsa, tanrı mutlak iyiyse, ego gibi bir problemi yoksa, gerçekten mükemmelse ve adalet sahibiyse cehenneme gidecek olan kişiler kötülük yapan kişilerdir. Zeusa, Allah’a, İsa’ya ve diğer tanrılara inanmayan kişilerin cehenneme gideceğini sanmıyorum. Cennet varsa oraya namaz kılanlar, camiye gidenler, kiliseye gidenler, tanrıya kurban verenler değil iyiler gider. İyilik yaparsan, insanoğluna iyi şeyler bırakırsan ama tanrıya inanmazsan yine cennete gidersin. Hiç değilse tanrının yukarıda bahsedilen sıfatları bunu gerektiriyor. Cennet varsa orası iyilerin mekanıdır dincilerin değil. İnsanoğluna yararlı şeyler yapıp sırf kendine inanmadığı için cehenneme yollayacak bir tanrıının varlığına beni inandıramazsınız. Böyle bir tanrı ego sahibidir, ego sahibi olmak da tanrının mükemmel olma sıfatları ile çelişir. Üstelik bu ego adalet sıfatını engelliyorsa tanrı iyice tanrı olmaktan çıkmış demektir.

Şimdi siz hristiyan bir çevrede olsaydınız müslüman olur muydunuz? Büyük bir ihtimalle olmazdınız.

Bu soruya “Elbette, sorgular müslüman olurdum.” diyen bir kişi aynı zamanda Paskalın Kuramını ortaya atmışsa bana oldukça samimiyetsiz gelir. Siz “Ya varsa?” diye sorarak, korkuya sığınarak, sorgulamayı reddederek inançlı kalın ama başka bir mekanda doğduğunuz zaman müslüman olacağınızı iddia edin, öyle mi? Gerçekten samimiyetsizce bir cevap. Madem müslüman olurdunuz, dünyadaki milyarlarca insan neden müslüman olmuyor, yoksa onlar da sizin gibi aynı cevapla mı kandırıyorlar kandilerini? Çevrenizde müslüman olarak yetiştirildiğiniz için müslümansınız. Eğer tanrı sizi hristiyan bir çevrede yaratsaydı hristiyan olup Allah’a değil Isa’ya inanacaktınız ve bunun sorumlusu olan tanrı ona inanmadığınız çin sizi cehennemde yakacaktı. Şimdi bu senaryoda adaletin varlığını yeniden düşünün(Burada yaptığım genelleme tüm herkesi kaplamamakla birlikte neredeyse herkesi kaplar.)

Ne Kaybettirir?

Paskalın Kuramının diğer bir sorunu ise inanırsak bir şey kaybetmeyeceğimiz üzerine kurulu. İnanırsanız ne mi kaybedersiniz? Şu anki hayatınızı kaybedebilirsiniz mesela. Hayatınızı bir yalanla ve acımasız bir dinle geçirmek oldukça büyük bir kayıp değil de nedir? Eminim ki binlerce Einstein, Tesla, Martin din yüzünden kendini gösteremeden ölmüştür. Geçmişte daha çok hris tiyanlık yüzünden, günümüzde ise büyük oranda islam yüzünden bilim ve bilimsel gelişmeler engelleniyor. “Gavur İcadı” olarak görülen onlarca bilimsel görüş sansürleniyor, insanlar bunlardan mahrum bırakılıyor. Bilim, imanın önüne geçileceği fikri yüzünden çocuklardan uzak bırakılıyor.

Yanlış anlaşılmasın dediğim, inanç ile de insanlara iyi şeyler bırakılabilir. Ama çoğunluğun inanması gelecekte öyle bir nesil getirecektir ki dinin bağnazları ılımanlar sayesinde güç kazanacaktır ve bu da insanlığın giderek geriye gitmesine yol açacaktır. Şu an için sizin inanmanız size bir şey değiştirmez ama insanlığa çok şey değiştirir. Sizin inanmanız bağnazlığa güç kazandıracak.

Ayrıca inanmak, “İnanıyorum” demekle biten bir şey değildir. İnançlıların çoğu ibadetleri için ciddi zaman kayıplarına düşerler. Örneğin zamanının büyük çoğunluğunu kilisede geçiren hristiyanlar, günde beş vakit namaz kılan müslümanlar gibi... Bununla beraber ciddi bir maddi masraf da beraberinde gelir. Sırf dini amaçlarla Vatikan’ı ziyaret eden kişiler, her yıl hac ziyaretinde bulunup hacı olan kişiler de bunlara örnek olarak verilebilir. Din beraberinde vakit ve nakit kaybını getirir.

Din ayrıca insancılık karşısında da en büyük engellerdendir. “Senden olanı sev!” öncülünü temel kabul ederek ortada olan dinler, insani birlikteliği sağlarken insanlara büyük bir kayıp olarak geri dönmeyecek midir? İslam'da, kuranda ve müslümanlar arasında “Üstünlük takvadadır” görüşü hakimken, müslüman olmayan, sonsuz cehhenemi hakediyordur, dost edinilmemelidir, ona düşman gözüyle bakılmalıdır ve gerekirse onunla savaşılmalıdır. Din ve tanrı inancı “İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa, uzansak sonsuza” görüşünün önünde büyük bir engel olarak duruyor, insanlar kendinden olmayanı ötekileştiriyor ve fişliyor, kişilerin kapılarını işaretleyip tehdit ediyor... Bu durumda dinin bir diğer zararı da ortadadır.

Dinin bireysel ve toplumsal zararları saymakla bitmez. Bunun üzerine kitap bile yazılabilir. O halde paskalın kuramındaki “İnanırsam bir şey kaybetmem” öncülü de hatalı bir öncüldür. İnanç, sizlere toplumsal ve bireysel açıdan zarar veren bir mekanizmadır.

Taslaman’ın Kuramı

Günümüz felsefecilerinden Caner Taslaman, her türlü argümanı alıp islam bazında sunma arzusu (bunu arzu deliline ekleyebilir) nedeniyle, tanrının varlığına dair olur olmaz her türlü argümanı yeni bir çerçevede giydirmeye çalışıyor. Bu yöntemi Paskalın Kuramında da yapmasaydı şaşırırdım doğrusu. Şaşırmadım. Paskalın kuramının da haklılığını savunan Caner Taslaman şöyle bir örnekte bulunuyor:

Diyelim ki ben işyerindeyim ve evim de on metre yakında. Bana bir telefon geliyor ve “Evin yanıyor!” diyor. Evimde diyelim ki küçük çocuklarım var, bütün servetim var ve evimde güzel bir yangın tertibatım var. Birdenbire eve koşmak gerekiyor diye düşünüyorum, sonra aklıma muzip birinin benle kötü bir şaka yapmış olabileceği geliyor. Bu tarz bir durumda olsak ne yapardık? Burada akıllı bir insanın yapabileceği tek şey eve koşmak ve evimiz yanıyor mu, çocuklarımızın durumu iyi mi bakmak. Burada şaka mı değil mi bilemiyoruz, bunu bilebileceğimiz hiçbir alternatif yok, ikisine de kabaca eşit oranda görüyoruz. Şimdi evimiz yanıyor da koşarsak onları kurtarıp müthiş bir kazanç elde edeceğiz. Eğer koşmazsak müthiş bir kayıp. Evimiz yanmıyorsa ve biz koşarsak kaybedebileceğim pek bir şey yok. İyi düşünen biri burada eve koşması gerektiğini biliyorsa bu evrende de Allah’a yönelmesi gerektiğini çok rahat anlar!

Taslaman’ın verdiği analojide birden fazla hata var. Hata derken asıl örnek ile uyuşmazlığı kastediyorum. Göze çarpan ilk hata, bir yangının normal bir hayatta her zaman olabilirliği varken, bunu tecrübe etmişken ve buna alışıkken ölümden sonra yaşam argümanında bu tür bir durum söz konusu değildir. Her gün birinin evinin yanmasına şahit olabilirsiniz ama ölümden sonra yaşamı görüp de size bildiren kimse görmezsiniz. Dolayısıyla bir yangına inanmak ile dine ve tanrısına inanmak benzer örnekler değildir. Eğer analojiyi düzeltmek istiyorsak, tıpkı ölümden sonra yaşam gibi, asla tecrübe etmediğimiz, alışık olmadığımız, herhangi bir yer ve zamanda şahit olmadığımız bir olay koyulmalıdır. Mesela size telefon açan kişi size şunu söylerse durum çözülebilir:

“Sayın Caner Taslaman, evinizde çocuklarınız var ve az önce bir UFO evinizin üzerinde durdu. Uzaylılar evinizi istila etti, çabuk eve gelmezseniz çocuklarınızı öldürebileceğini düşünüyoruz! Eğer gelirseniz ve uzaylılar yoksa bir şey kaybetmezsiniz. Peki ya varsa?”

Bu tür bir telefon geldiğinde ciddiye alacak herhangi bir kişi tanımıyorum ve olayı “yaşanabilirlik”-ten çıkarabilmek için de bu tür bir benzetme mutlaka gerekmektedir. Taslaman’ın bir diğer hatası ise, analojide tek bir telefon almış olmasıdır. Fakat gerçekte binlerce din-mezhep-tanrı var ve bunlar bir-birleriyle tutarsızlar. Nasıl gerçekte doğru olma ihtimali olan yüzlerce din ve tanrı varsa, kullanacağımız metaforda da onlarca farklı iddia öne sürülmelidir. Ve nasıl bu dinler birbirleriyle uyuşmuyorsa, gelen telefonlar da birbirleriyle uyuşmama lıdır. Örneğin 1000 telefon geliyor ve bunlardan biri yangın çıktığını, diğeri deprem olduğunu, diğeri uzaylı istilası olduğunu, bir başkası evin havalandığını, bir diğeri evde ejderha gördüğünü iddia ediyorsa, bir grup insanın sizi kandırıyor olduğunu düşünürsünüz ve boşa eve gitmek gibi bir zahmette bulunmazsınız. Üstelik bu telefonlardan biri evinizde yangın çıktığını diğeri komşunuzda, başkası babanızın evinde, diğeri arkadaşınızın evinde gerçekleşen felaketleri haber veriyorsa birini seçmeniz durumunda diğerlerini unutmanız gerekiyorsa iş giderek absürdleşir ve giderek bu telefonlara olan inancınız azalır ve hiçbir yere gitmezsiniz. Aynı şeyi neden tanrı ve din adına yapmayalım ki?

Yazar: Alfa

https://www.facebook.com/Alfa.elestiri