Nasıl Ateist Oldum Köşesi?

Nasıl Ateist Oldum Köşesi?

01/03/2014

Emel Türker

Ben küçüktüm o zaman; aslında çok küçük değil elbette ama büyük de değil gibi, bilemedim. Üniversitedeydim kimilerine göre kocaman olmuştum yani. Lisedeyken ÖSS vardı, bizim orası da ufak tefek bir yerdi; sanırım o yüzden, kafam çok fazla şeye çalışmamış demek ki. Bir de aile falan var, gelenek var, görenek var.

Üniversiteye ilk gelince de farklı bi yere gelmedim sandım ilk zamanlar, ama sonra “başka” insanların da var olduğunu görmeye başladım. Aslında hep oradalarmış ama görmek ya da başka bir tabirle insanın gözünün açılması başka türlü olabiliyormuş bazen. “Başka” insanlarla başladı her şey, mesela Ramazan’da oruç tutmayan, bunun için nedenleri olan insanlar vardı. Gülmeyin minicik bir yerden geliyorsanız eğer bu büyük bir şey. Nedenlerini anlattılar; temelde tanrı yok diyordu “hepsi”. Her denile-ni kafamda bir yere koyuyor mantıklı olduğunu düşünüyordum da bir tek “tanrı yok” kısmını düşünemiyordum. Nasıl yani, yıllardır dua ettiğim, bir şeyler istediğim, bazen istediğim şeyleri aldığımda çok sevinerek teşekkür ettiğim tanrı yok muydu şimdi? Üzerine düşününce içinden çıkamadığımdan üzerine düşünmemeye karar verdim. Bir süre başardım ama sonra olmadı. Sonra düşündüm. Hep insanın aklına adalet falan gibi şeyler gelir ya (Gelmez mi? Benim o geldi.), ben de onu düşündüm. Yahu adalet falan diyorum, eşitiz diyorum; tanrı varsa bunları neden ben konuşmak zorunda kalıyorum dedim ilk, neden o değil de ben ya da bunun için ölmüş o kadar insan. Elbet bunların dine göre cevapları vardı lakin beni tatmin etmeye yarayan yanları yoktu. Dedim ki ne olur olmaz ben bu sene biraz oruç tutayım.

Sonra birden Marx geldi aklıma (birden diyorsam hakikaten birden). Henüz çok okumamıştım ama az buçuk okumuştum. “Herhalde din üzerine de bir şey demiştir; ‘Din kitlelerin afyonudur’dan daha uzun” dedim ve Din Üzerine’nin bir baskısını buldum kütüphaneden. Herhalde her sayfayı iki defa okumuşumdur -çok derin manalar aradığımdan değil tabi, anlamadığımdan. Sonra tekrar düşündüm. Bu din, insanları sokağa çıkıp hakkını aramak, hakkını çalanın karşısına dikilmek yerine gece evinde gizli gizli ağlayıp dua etmeye teşvik ediyorsa; evinde dayak yiyen kadın, şikayette bulunmak yerine, din kocaya itaati emreder diye zırvalıyorsa ve bunu bir üniversite mezununa yaptırıyorsa; din iman diye insanların iliğini sömüren bir padişah bu ülkede hüküm sürmüşse, sürüyorsa; birileri malı götürürken aza kanaat etmeyen çoğu bulamaz deyip başkaları köle oluyorsa, o zaman bu doğru bir şey değildi ve din hakikaten bir afyondu. Eğer bütün bunlar tanrı adına oluyorsa bu tanrı kesin dış mihrakların işiydi. Eğer böyle bir tanrı varsa bile o benim tanrım olamazdı. Sonra da olmadı zaten.

Hâlâ, eve gidince inanmıyorum ben diyemem zira oldukça inançlı bir ailem var. İnanmıyorum desem toplu kalp krizi geçirirler sanırım. Ama belki bir gün... Babamla devletler katildir üzerine konuşabildiysem belki de sıra bundadır.

• Eylül 2011 yılında Out for Beyondun yaptığı “Nasıl Ateist Oldum?” yarışması kazananlarından.

***

İzzet Metin

Islamla olan ilişkim eğitim hayatımla başladı ve onla paralel gitti. Nur Cemaatinin Fetih Kolejinde okudum orta okulu ve ondan öncesinde ismi ile çelişkili bir şekilde dinci başka bir kolej olan Bilim Kolejinde idim. Orda nurcuların ‘amaca giden her yol mübahtır’ anlayışı ile kullandıkları çarpık metodları öğrendim ve Said-i Kürdi’nin kitaplarım okudum. 6 oktan en çok ucu bilenmesi gereken Laikliği orada içselleştirdim. Maalesef Bukalemun gibi -Ailenin Maddi durumundan dolayı- lisede FEM dershanesine giderek bu dümenin parçası olmayı sürdürdüm. Orda öğrencilerin beyinleri yıkanarak Hukuk Fakültesine ve Polisliğe yönlendirildiklerini gözlemledim. Bu sürecin en önemli avantajı beni İslam ve ondan türeyen her türlü yanlış düşünce hakkında detaylı bir bilgiye vakıf etmesi oldu.

Arap Putlarını nasıl tuzla-buz ettim? İslam bana kendimi bildim bileli çevrem tarafımdan empoze edilmişti. Bu anlamsız önermeler yığınına vurulan ilk çekiç darbesi Sigmund Freud’dan geldi. Musa ve Monoteizm kitabını (ki görece kısa bir kitaptır) okuduktan sonra Yahudilik gökte ikamet ettiği -tarihten ayrık- kalesinden yeryüzüne çekildi. Bunun en önemli etkisi Muazzez İlmiye Çığ‘ın aynı tarzda yazdığı kitaplara beni yönlendirmesi oldu. İlmiye Çığ gösterdi ki İslam, Sümer efsanelerinin 4. Basımı idi. Bu süreçte İhsan Eliaçık’ın mealini okudum ve onun yaptığının Kuranı tahrif etmek olduğu kanısına vardım. Çünkü o Kuranı kendince -bağlam dışı- yorumlayarak Marxist Düşünceye yaklaştırıyor. Bu Put ardı ardına gelen darbelerle çatlamaya başladı.

Ateizme ulaşmak meşakkatli bir süreçti. Burdan bir çok insanın yaptığı gibi Deizme veya başka tür dogmalara varmadım. Bilim her zaman hayatımda idi ve aslında çok küçük yaştan beri bildiğim Evrim Teorisi ve Termodinamik Yasaları beni hiç bir zaman sorgulamaya itmemişti. Zihnin birbirinden ayrı, çekmeceli, yapısından dolayı bir çok insanda olduğu gibi çelişkili fikirlere sahiptim. Bu kişisel aydınlanma ilk olarak felsefi olarak başlasa da sonra bilimle devam etti. Bu süreç beni bilimle oluşturacağım bir dünya görüşüne yöneltti. Bilimsel Yöntem ile düşünmeye alışkın zihnim beni ara geçiş formlarında takılmaktan ziyade Ateizme ulaştırdı. Hayat pratiğinde herşeyi içinden çıkılmaz hale getiren İslam, özellikle annemi mahvetti. Bu din insanların zihni melekelerini bozar ve onları düşünsel ve duygusal olarak güdükleştirir. Beni bu çukura çekmeye çalışan insanlar hep benim için en iyisini yaptıklarını düşünmelerine rağmen, benim insani gelişimimi baltaladılar. Bu din öyle bir sosyal araç ki eğer çıkarsan yalnızsın ve aynı kanı paylaştığın insanlar bir anda seni silerler hayatlarından...

Akıl ve Mantığın yatırıldığı musalla taşıdır İslam. Militan Ateizm özgür düşüncenin yaşatılması için gerekli neşterdir artık. Bu neşter ile insanlık tarihinde bir tümör olan bu din kesilmeli, felsefe ve bilimi yok etmek isteyen arap muhipleri imamın kayığına bindirilmelidir.

Hayatımın geri kalanı için harekete geçmem lazım ve geçtim de. Finansal Özgürlüğümü kazanana kadar tam anlamı ile kölelikten kurtulamayacağım. Bu yüzden hala takiyye ile kendimi gizliyorum. Ateizm hayatımı 180 derece döndürdü ve bu yeni yol çetin... İnsanlar, Ateizmin bir seçim olduğunu zanneder ama o bilimin zorunlu bir sonucudur. Kısaca Kitap okundu, yalanlar eski, put yıkılmalı öyleyse sarıl çekice!

***

Kubilay Ergül

Merhaba ben Kubilay. 19 yaşındayım şu an. Benim hikayem ilginç değil aslında. Yıllar yıllar önce bir cemaat okulunu burslu kazandım. O zamanlar sınıfın hem en bilgili hem de en düzgün çocuğu olarak görülüyordum aşağı yukarı. Okumayı severdim. Verdikleri kitapları okur üzerine kafa yorardım. Fakat bir süre sonra işler yolunda gitmemeye başladı çünkü ergenliğe girmiştim artık. Tanrıyla anlaşamaz olmuştuk. Yine de bağlılığım devam ediyordu. “Günaha giriyoruz, bari sevaplarla nötrleştirelim diye düşündüm. Bir sevap = +1000 points, bir günah= -1 point olması münker ve nekiri kandırmış hissiyatı uyandırıyor, bu da beni mutlu ediyordu... Daha sonraki yıllarda bazı güzel arkadaşların sayesinde felsefeye bulaşmak zorunda kaldım. Artık düşündüklerim, hissettiklerim ve bilim tamamen dinle çeli şiyor olmuştu. Din taraftarı o0lan sadece geleneklerdi. Zamanla öğrendim ki aşıklık geleneği içinde bir çok din eleştirisi barındrıyor. Aşık Daimi, İh sani gibi insanlar en büyük ateist rock gruplarından bile daha usta bu işte. Ar tık kültürün de doğrudan dine çıkmadığı ortadaydı. Mantık olarak bana bu kadar ters gelirken münafıklık yapmak doğru değildi. Tanrının huzuruna çıkmadım, indim. Çünkü artık gözümde küçülmüştü. Dedim ki ona "diyelim ki bana bu beyni bu şekilde algılama özelliğini, bu epitel dokuları, bu reseptörleri veren sensin, o zaman senin yarattığın beyin dine ve tanrı kavramına gerçekten tarafsız yaklaşarak bunların saçmalık olduğunu söylüyor. O halde benim kadar sen de sorumlusun! Cehennem ikimize pay edilsin.” Uzun bir süre hiç cevap alamadım. Anladım ki o burada değildi. Ben hep kendi kendime konuşmuşum.